Sık sorulan sorular
Muayenede en sık sorulan soruların genel cevaplarını burada bulabilirsiniz. Durumunuza özel değerlendirme için muayene gerekir.
Hayır. Pankreas kistleri, kronik pankreatit, otoimmün pankreatit ve bazı iyi huylu tümörler de pankreasta kitle görünümüne yol açabilir. Kesin değerlendirme için pankreas protokollü görüntüleme, gerektiğinde endoskopik ultrason ve biyopsi yapılır.
Pankreas Kanseri →Kemoterapi veya radyoterapi başlanacaksa biyopsiyle tanının doğrulanması gerekir. Görüntülemede doğrudan ameliyata uygun ve tipik görünen bazı hastalarda ameliyat öncesi biyopsi zorunlu olmayabilir. Karar multidisipliner kurul tarafından verilmelidir.
Pankreas Kanseri →Hayır. CA 19-9 safra yolu tıkanıklığı, pankreatit ve farklı hastalıklarda da yükselebilir. Bazı pankreas kanserlerinde ise normal kalabilir. Tek başına tanı veya tarama testi değildir.
Pankreas Kanseri →Hastalığın tamamının cerrahi olarak çıkarılabildiği hastalarda kalıcı iyileşme olasılığı vardır. Ancak tekrarlama riski nedeniyle ameliyat genellikle kemoterapiyle birlikte uygulanır. İleri evrede tedavi hastalığı kontrol etmeyi, yaşam süresi ve kalitesini artırmayı amaçlar.
Pankreas Kanseri →Evet. Ameliyat edilebilirlik kararı pankreas cerrahisi ve radyolojisinde deneyimli bir ekip tarafından verilmelidir. Lokal ileri veya sınırda ameliyat edilebilir bazı tümörler kemoterapi sonrasında yeniden değerlendirilebilir.
Bununla birlikte her hasta tedavi sonrasında ameliyat edilebilir hâle gelmez.
Pankreas Kanseri →Hayır. Whipple ameliyatında midenin tamamı alınmaz. Çoğu teknikte mide korunur; bazı durumlarda midenin çıkış bölümünün küçük bir kısmı çıkarılabilir.
Pankreas Kanseri →Evet. Pankreasın kalan kısmı yeterli çalışıyorsa sindirim ve kan şekeri kontrolü devam edebilir. Bazı hastalarda pankreas enzimi veya diyabet tedavisi gerekebilir.
Pankreas Kanseri →Ömür boyu insülin ve her öğünle pankreas enzimi kullanılması gerekir. Deneyimli diyabet ve beslenme ekibinin yakın takibiyle yaşam sürdürülebilir.
Pankreas Kanseri →Genel durumu uygun olan hastaların çoğuna ameliyat sonrası kemoterapi önerilir. Kullanılacak tedavi ve süre; ameliyat öncesi tedavi alınıp alınmadığına, patoloji sonucuna ve hastanın iyileşme durumuna göre belirlenir.
Pankreas Kanseri →Tedavi süresi hastalığın evresine göre değişir:
- Ameliyat öncesi kemoterapi çoğunlukla birkaç ay sürer.
- Ameliyat sonrasında iyileşme genellikle birkaç hafta alır.
- Ameliyat çevresindeki toplam kemoterapi süresi çoğunlukla yaklaşık altı ay olarak planlanır.
- Metastatik hastalıkta tedavi, yarar sağladığı ve yan etkiler kabul edilebilir olduğu sürece devam edebilir.
Bunlar yaklaşık sürelerdir; kişisel tedavi planı farklı olabilir.
Pankreas Kanseri →Önce sarılığın nedeni, safra yolu enfeksiyonu ve tümörün ameliyat edilebilirliği değerlendirilir. Bazı hastalar doğrudan ameliyat edilebilirken bazılarına önce safra stenti ve kemoterapi gerekebilir.
Pankreas Kanseri →Pankreas kanseri ameliyatlarında bağırsak stomaları, yani torba rutin olarak kullanılmaz. Çok özel ve beklenmeyen bağırsak komplikasyonlarında nadiren gerekebilir.
Pankreas Kanseri →Toplumun tamamına pankreas kanseri taraması önerilmez. Ancak güçlü aile öyküsü veya belirli kalıtsal gen değişiklikleri bulunan kişiler, yüksek riskli bireyler için oluşturulmuş programlarda takip edilebilir.
Takipte genellikle pankreas MR/MRCP ve endoskopik ultrason kullanılır. Başlama yaşı aile öyküsüne ve gen değişikliğine göre belirlenir.
Pankreas Kanseri →Evet. Güncel NCCN önerileri, ailede kanser öyküsü bulunmasa bile pankreas kanseri tanısı alan bütün hastalarda kalıtsal gen testi yapılmasını önermektedir [1]. Sonuç hem tedaviyi hem aile bireylerinin değerlendirilmesini etkileyebilir.
Pankreas Kanseri →Görüntülerin deneyimli multidisipliner ekip tarafından hızlı biçimde yeniden değerlendirilmesi, özellikle ameliyat edilebilirlik konusunda yararlı olabilir. Ancak değerlendirme gereksiz biçimde uzatılmamalı ve planlanan tedavi geciktirilmemelidir.
Pankreas Kanseri →Aşağıdaki belirtilerde gecikmeden sağlık ekibiyle iletişime geçilmelidir:
- Ateş ve titreme
- Yeni başlayan veya artan sarılık
- Sürekli kusma ve sıvı alamama
- Kontrol edilemeyen ağrı
- Hızlı kilo kaybı
- Siyah dışkı veya kanama
- Tek bacakta şişlik
- Ani nefes darlığı veya göğüs ağrısı
- Kemoterapi sırasında yüksek ateş
Safra kesesi taşı doğrudan kansere dönüşmez. Safra kesesi kanseri oldukça nadirdir. Uzun süreli ve büyük taşların kronik iltihapla ilişkili olarak riski artırabileceği düşünülse de safra taşı bulunan kişilerin çok büyük bölümünde kanser gelişmez.
Ultrasonda safra kesesi duvarında düzensiz kalınlaşma, polip veya kitle görülürse ayrıca değerlendirme gerekir.
Safra Kesesi Taşları →Çoğu zaman hayır. Hiç belirti vermeyen ve görüntülemede başka bir şüpheli bulgu bulunmayan safra taşlarında rutin ameliyat önerilmez. Hangi yakınmalar gelişirse hekime başvurmanız gerektiğini bilmeniz yeterli olabilir.
Büyük taş, safra kesesi polipi, duvar değişikliği veya bazı özel hastalıklar varsa karar kişiye özel olarak verilir.
Safra Kesesi Taşları →Normal görünümlü bir safra kesesinde tesadüfen bulunan ve hiçbir belirti vermeyen taşlar için çoğu hastada düzenli ultrason takibi gerekli değildir. Yeni bir ağrı, ateş veya sarılık gelişirse yeniden değerlendirme yapılmalıdır.
Safra kesesi polipi, duvar kalınlaşması veya başka bir şüpheli bulgu varsa ayrı bir takip programı gerekebilir.
Safra Kesesi Taşları →Taşın büyüklüğü değerlendirmede kullanılan ölçütlerden biridir ancak tek başına yeterli değildir. Hastanın belirtileri, taş sayısı, safra kesesi duvarının görünümü, eşlik eden polip veya kitle ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir.
Çok küçük taşlar da safra kanalına düşerek pankreatit veya sarılığa yol açabilir. Bu nedenle “küçük taş zararsızdır, büyük taş tehlikelidir” şeklinde kesin bir ayrım yapılamaz.
Safra Kesesi Taşları →Her iki durumun da farklı riskleri olabilir. Küçük taşlar safra kanalına daha kolay geçerek pankreatit veya sarılığa neden olabilir. Büyük taşlar ise uzun süreli bası ve iltihapla ilişkili olabilir.
Ameliyat kararında yalnızca taşların sayısı ve büyüklüğü değil, hastanın yaşadığı belirtiler ve gelişen komplikasyonlar önemlidir.
Safra Kesesi Taşları →Safra kesesindeki küçük bir taş safra kanalına geçebilir ancak bu her zaman iyi bir durum değildir. Taş kanaldan bağırsağa geçebileceği gibi safra kanalını veya pankreas kanalının çıkışını tıkayarak sarılık, enfeksiyon ya da pankreatite neden olabilir.
Safra kesesinin içinde kalan taşlar çoğunlukla kendiliğinden tamamen kaybolmaz.
Safra Kesesi Taşları →Safra çamuru, safranın içindeki kolesterol kristalleri, bilirubin, kalsiyum tuzları ve benzeri küçük parçacıkların safra kesesinde birikmesidir. Henüz belirgin bir taş oluşmamıştır ancak safra çamuru zamanla kaybolabilir, aynı şekilde kalabilir veya küçük taşlara dönüşebilir.
Safra çamurunun oluşmasını kolaylaştırabilen durumlar şunlardır:
- Uzun süre aç kalma
- Çok hızlı kilo verme
- Obezite ameliyatından sonra hızlı kilo kaybı
- Gebelik
- Damar yoluyla uzun süreli beslenme
- Bazı ağır hastalıklar
- Safra kesesinin yeterince boşalamaması
- Seftriakson ve oktreotid gibi bazı ilaçların kullanılması
Safra çamuru hiçbir yakınmaya yol açmıyorsa çoğu zaman hemen ameliyat veya ilaç tedavisi gerekmez. Çamurun oluşmasına katkıda bulunan geçici bir neden varsa bunun düzeltilmesiyle kendiliğinden kaybolabilir. Takip gerekip gerekmediği; kişinin yakınmaları, kan sonuçları ve ultrason bulgularına göre belirlenir.
Bununla birlikte safra çamuru her zaman zararsız değildir. Küçük kristaller safra kanalına geçerek:
- Tipik safra ağrısına
- Safra kesesi iltihabına
- Safra kanalında tıkanmaya ve sarılığa
- Safra yolu enfeksiyonuna
- Akut pankreatite
neden olabilir.
Safra çamuruyla birlikte tipik safra ağrısı varsa veya kolesistit, sarılık ya da pankreatit gibi bir sorun gelişmişse, hasta ameliyata uygunsa kalıcı tedavi genellikle safra kesesinin laparoskopik olarak alınmasıdır. Özellikle safra çamuruna bağlı pankreatit geçiren hastalarda yeniden pankreatit gelişme riski nedeniyle cerrahi değerlendirme önemlidir.
Safra çamurunu eritmek amacıyla ilaç tedavisi rutin olarak önerilmez. Ursodeoksikolik asit içeren ilaçlar yalnızca ameliyata uygun olmayan veya özel koşulları bulunan seçilmiş hastalarda hekim kararıyla düşünülebilir. Kendi kendine “safra eritici” ilaç veya bitkisel ürün kullanılmamalıdır.
Karın ağrısına ateş, titreme, sarılık, koyu renkli idrar veya sürekli kusma eşlik ediyorsa beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır [6,7].
Safra Kesesi Taşları →Yalnızca küçük kolesterol taşları bulunan ve ameliyat için uygun olmayan seçilmiş hastalarda ilaç tedavisi düşünülebilir. Tedavi uzun sürer ve taşların yeniden oluşma olasılığı vardır. Belirti veren taşlarda kalıcı ve yerleşik tedavi genellikle ameliyattır.
Safra Kesesi Taşları →Standart tedavide yalnızca taşlar değil, taşları oluşturan safra kesesi çıkarılır. Safra kesesi bırakılırsa yeni taş oluşma ve yakınmaların tekrarlama ihtimali devam eder.
Safra Kesesi Taşları →Evet. Safra kesesi yaşam için zorunlu bir organ değildir. Karaciğer safra üretmeye devam eder ve sindirim sistemi çalışmasını sürdürür. Çoğu hasta ameliyattan sonra normal yaşamına ve olağan beslenme düzenine döner.
Safra Kesesi Taşları →Günümüzde standart yöntem laparoskopik, yani kapalı ameliyattır. Yoğun iltihap, ileri yapışıklık, kanama veya anatomik yapıların güvenli biçimde ayırt edilememesi durumunda açık ameliyata geçilebilir.
Bu değişiklik hasta güvenliği amacıyla yapılır ve ameliyatın başarısız olduğu anlamına gelmez.
Safra Kesesi Taşları →ERCP esas olarak ana safra kanalına düşen taşları çıkarmak için kullanılır. Safra kesesinin içindeki taşların standart tedavisi ERCP değildir.
ERCP ile safra kanalı temizlendikten sonra, hasta ameliyata uygunsa safra kesesi için ayrıca ameliyat planlanabilir.
Safra Kesesi Taşları →Bazı hastalarda ameliyattan sonra dışkı geçici olarak yumuşayabilir veya tuvalet sıklığı artabilir. Bu durum çoğunlukla zaman içinde azalır.
Uzun süren, günlük yaşamı etkileyen veya gece uyandıran ishal varsa başka nedenlerin araştırılması ve gerektiğinde safra asitlerini bağlayan ilaçların değerlendirilmesi için hekime başvurulmalıdır.
Safra Kesesi Taşları →Gebelik sırasında safra taşı saptanabilir ve bazı taşlar belirti vermeden izlenebilir. Tekrarlayan ağrı, safra kesesi iltihabı, sarılık veya pankreatit gelişirse kadın hastalıkları, genel cerrahi ve anestezi ekiplerinin birlikte değerlendirmesi gerekir.
Gerekli olduğunda laparoskopik ameliyat gebelik sırasında da uygulanabilir. Karar gebeliğin dönemi, hastalığın şiddeti ve anne ile bebeğin durumu dikkate alınarak kişiye özel verilir.
Safra Kesesi Taşları →Aşağıdaki durumlarda beklemeden sağlık kuruluşuna başvurun:
- Birkaç saat içinde geçmeyen şiddetli karın ağrısı
- Ağrıya ateş veya titremenin eşlik etmesi
- Gözlerde ya da ciltte sararma
- Koyu renkli idrar
- Tekrarlayan kusma
- Bayılma, belirgin halsizlik veya bilinç bulanıklığı
Hayır. Karaciğerde rastlantısal olarak saptanan kitlelerin önemli bir bölümü hemanjiyom, FNH veya basit kist gibi iyi huylu oluşumlardır. Ancak kitlenin türünün belirlenmesi için önceki kanser öykünüz, karaciğer hastalıklarınız ve kontrastlı görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilmelidir [1].
Karaciğer Tümörleri →Tek başına kan tahliliyle kesin tanı konulamaz. AFP, CEA ve CA 19-9 gibi belirteçler bazı hastalarda tanı ve takip için yardımcı olabilir; ancak normal olmaları kanseri dışlamaz, yüksek olmaları da kesin olarak kanser anlamına gelmez.
Karaciğer Tümörleri →Hayır. Bazı iyi huylu kitleler ve sirozlu hastalardaki tipik HCC, uygun kontrastlı BT veya MR ile biyopsi yapılmadan tanınabilir. Görüntüleme kesin değilse veya biyopsi sonucu tedavi planını değiştirecekse doku örneği alınabilir.
Karaciğer Tümörleri →Bazı hastalarda evet. Bunun için tümörün teknik olarak çıkarılabilir olması, vücudun başka bölgelerindeki hastalığın kontrol altında bulunması ve ameliyat sonrasında yeterli çalışan karaciğer dokusunun kalması gerekir. Karar, çok disiplinli kurulda kişiye özel olarak verilmelidir.
Karaciğer Tümörleri →Kalan sağlıklı karaciğer dokusu ameliyattan sonra hacmini artırabilir. Ancak bu, çıkarılan bölümün aynı biçimde yeniden oluştuğu anlamına gelmez. Yenilenme kapasitesi siroz, kemoterapiye bağlı hasar, yağlanma ve diğer karaciğer hastalıklarından etkilenebilir.
Karaciğer Tümörleri →Hayır. Karaciğer metastazı hastalığın ileri bir evrede olduğunu gösterebilir; ancak özellikle kalın bağırsak ve rektum kanserinden kaynaklanan, sınırlı sayıdaki metastazlar bazı hastalarda ameliyat, ablasyon ve ilaç tedavilerinin birlikte kullanılmasıyla hastalık uzun süre kontrol altına alınabilir. Bazı seçilmiş hastalarda tam cerrahi çıkarma mümkün olabilir [7].
Karaciğer Tümörleri →Tümörün yerine göre karaciğerin küçük bir bölümü, bir segmenti veya daha geniş bir kısmı çıkarılabilir. Uygun hastalarda laparoskopik ya da robotik yöntemler kullanılabilir. Büyük, damarlara yakın veya birden fazla tümörde açık ameliyat gerekebilir. En önemli amaç kullanılan yöntemin adı değil, tümörün güvenli sınırlarla çıkarılması ve yeterli çalışan karaciğer dokusunun korunmasıdır.
Karaciğer Tümörleri →Bu karar tümörün türüne ve patoloji sonucuna bağlıdır. HCC’de ameliyat sonrası rutin ilaç tedavisi her hastada gerekli değildir. İntrahepatik kolanjiyokarsinom ve karaciğer metastazlarında ise ameliyat öncesinde veya sonrasında sistemik tedavi daha sık uygulanabilir. Kişisel plan, onkoloji konseyi tarafından belirlenir.
Karaciğer Tümörleri →Bütün vakalar önlenemez. Bununla birlikte hepatit B aşısı olmak, hepatit B ve C enfeksiyonlarını tedavi ettirmek, aşırı alkolden kaçınmak, sağlıklı kiloyu korumak, diyabet ve yağlı karaciğer hastalığını kontrol altında tutmak HCC riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Sirozu veya yüksek riskli kronik karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli tarama programına uyması erken tanı açısından önemlidir [3,4].
Karaciğer Tümörleri →Hayır. Tesadüfen saptanan adrenal kitlelerin büyük çoğunluğu iyi huyludur. Ancak kitlenin iyi huylu olduğundan emin olmak için görüntüleme özellikleri ve gerekli hormon testleri birlikte değerlendirilmelidir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Hayır. Güncel yaklaşımda karar yalnızca büyüklüğe göre verilmez. Kitlenin iç yapısı, BT’deki yoğunluğu, hormon salgılayıp salgılamadığı, büyüme gösterip göstermediği ve hastanın genel durumu birlikte değerlendirilir.
Bununla birlikte 4 santimetre veya daha büyük ve görüntülemede düzensiz özellikler taşıyan kitlelerin kanser riski açısından deneyimli bir ekip tarafından değerlendirilmesi önemlidir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Küçük kitlelerin büyük bölümü iyi huyludur ancak büyüklük tek başına yeterli değildir. Küçük bir kitle hormon salgılayabilir veya nadiren şüpheli görüntüleme özellikleri taşıyabilir. Bu nedenle en az bir kez uygun görüntüleme ve hormon değerlendirmesi yapılmalıdır.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Evet. Karşı taraftaki adrenal bez sağlıklıysa genellikle vücudun ihtiyaç duyduğu hormonları tek başına üretebilir.
Ancak çıkarılan kitle kortizol salgılıyorsa diğer adrenal bez bir süre yavaş çalışabilir. Bu nedenle geçici olarak kortizon içeren ilaç kullanılması gerekebilir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Her iki adrenal bezin alınması nadiren gerekir. Böyle bir durumda vücudun kendi kortizol ve aldosteron üretimi ortadan kalkacağı için yaşam boyu hormon ilaçları kullanılır. Hastaya hastalık, ameliyat veya ciddi stres dönemlerinde ilaç dozunun nasıl ayarlanacağı öğretilir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Çünkü biyopsi adrenal kitlelerin çoğunda tanı için gerekli değildir ve adrenal bez kanserini her zaman güvenilir biçimde dışlayamaz. Ayrıca fark edilmemiş bir feokromositomaya biyopsi yapılması tehlikeli tansiyon yükselmelerine yol açabilir.
Biyopsi yalnızca sonucunun tedavi kararını değiştireceği seçilmiş hastalarda ve feokromositoma dışlandıktan sonra uygulanır.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Hayır. Bazı adrenal kitleler kişi belirgin bir yakınma hissetmeden düşük düzeyde hormon salgılayabilir. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakmak yeterli değildir; uygun hastalarda hormon testleri yapılır.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Kapalı ameliyat sonrasında masa başı işine dönüş çoğu hastada yaklaşık 2–3 hafta içinde mümkün olabilir. Açık ameliyat geçirenlerde veya ağır fiziksel iş yapanlarda daha uzun süre gerekebilir. Kesin zamanlama ameliyatın türüne ve kişisel iyileşme hızına göre belirlenir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Görüntülemede kesin olarak iyi huylu özellikler taşıyan ve hormon salgılamayan kitlelerde sürekli BT veya MR çekilmesi çoğu zaman gerekli değildir. Yeni belirtiler gelişirse, tansiyon ya da şeker kontrolü kötüleşirse yeniden hormon değerlendirmesi yapılabilir.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Çocuklarda, genç erişkinlerde ve gebelik sırasında saptanan adrenal kitleler daha hızlı ve dikkatli değerlendirilir. Gereksiz radyasyon kullanımından kaçınmak amacıyla görüntüleme yöntemi kişiye özel seçilir. Gebelikte hormon üreten kitleler hem anne hem de bebek açısından önem taşıyabileceğinden deneyimli bir ekip tarafından izlenmelidir [1].
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Kitleleri →Gastrit ve mide ülserlerinin büyük bölümü kansere dönüşmez. Bununla birlikte Helicobacter pylori ile ilişkili uzun süreli atrofik gastrit ve intestinal metaplazi zaman içinde mide kanseri riskini artırabilir.
Mide ülseri saptandığında biyopsi alınması ve hekimin gerekli görmesi durumunda tedaviden sonra endoskopinin tekrarlanması önemlidir.
Mide Kanseri →Helicobacter pylori’nin uygun antibiyotiklerle ortadan kaldırılması mide kanseri riskini azaltabilir. Koruyucu etki, mide mukozasında ileri değişiklikler gelişmeden önce tedavi uygulandığında daha belirgindir.
Tedavi sonrasında bakterinin temizlendiği nefes testi, dışkı antijen testi veya uygun başka bir yöntemle doğrulanmalıdır.
Mide Kanseri →Her zaman değil. Çok erken evre bazı tümörler endoskopiyle çıkarılabilir. Lokal olarak ilerlemiş ancak ameliyat edilebilir hastalıkta ise çoğu zaman önce kemoterapi, uygun hastalarda buna ek olarak immünoterapi, ardından ameliyat ve sonrasında tedavinin devamı planlanabilir.
Bu nedenle yeterli evreleme ve onkoloji konseyi değerlendirmesi yapılmadan doğrudan ameliyata karar verilmemelidir.
Mide Kanseri →Hayır. Tümörün yerine ve yaygınlığına göre yalnızca midenin bir bölümü çıkarılabilir. Tümör güvenli cerrahi sınırlarla çıkarılabiliyorsa midenin mümkün olan kısmının korunması tercih edilebilir.
Midenin üst bölümüne yakın veya yaygın tümörlerde total gastrektomi gerekebilir.
Mide Kanseri →Evet. Total gastrektomi sonrasında yemek borusu ince bağırsağa bağlanır ve sindirim devam eder.
Az ve sık yemek, beslenme önerilerine uymak, B12 desteği kullanmak ve düzenli kontrolleri sürdürmek gerekir. Uyum süreci zaman alabilse de birçok hasta günlük yaşamına dönebilir.
Mide Kanseri →Uygun hastalarda ameliyat laparoskopik yöntemle yapılabilir. Ancak yöntemin seçiminde tümörün evresi, yerleşimi, geçirilmiş ameliyatlar ve cerrahın deneyimi önemlidir.
Ameliyatın kapalı yapılmasından daha önemli olan, tümörün güvenli sınırlarla ve yeterli lenf düğümü diseksiyonuyla çıkarılmasıdır.
Mide Kanseri →Tedavi süresi hastalığın evresine ve uygulanacak yönteme göre değişir.
Ameliyat öncesi ve sonrası kemoterapi planlanan hastalarda tüm tedavi süreci çoğunlukla yaklaşık 4–6 ay sürer. Tedavi aralarında değerlendirme, ameliyat hazırlığı ve ameliyat sonrası iyileşme süresi bulunduğu için toplam süreç bazı hastalarda daha uzun olabilir.
İmmünoterapi veya ileri evre hastalık tedavilerinde süre; tedaviye yanıt, yan etkiler ve kullanılan ilaca göre değişir. Bu nedenle her hasta için kesin bir süre önceden verilemez.
Mide Kanseri →Birçok lokal ileri mide kanserinde kemoterapinin bir bölümü ameliyattan önce, kalan bölümü ameliyattan sonra uygulanır.
Bazı hastalar önce ameliyat edilebilir ve patoloji sonucuna göre ameliyat sonrası kemoterapi alabilir. Doğru sıralama hastalığın evresine, hastanın genel durumuna ve uygulanan cerrahinin niteliğine göre belirlenir.
Mide Kanseri →Uygun hastalarda ameliyat öncesi kemoterapi, tedavinin planlanmış bir parçasıdır ve ameliyatın gereksiz yere geciktirilmesi anlamına gelmez.
Bu dönemde tümörün küçültülmesi ve vücudun başka bölgelerinde bulunabilecek mikroskobik kanser hücrelerinin erkenden tedavi edilmesi amaçlanır. Tedavi sırasında görüntüleme ve klinik değerlendirmelerle hastalığın seyri izlenir.
Mide Kanseri →Hayır. İmmünoterapinin uygunluğu hastalığın evresine, uygulanan tedaviye, tümörün MSI/MMR ve PD-L1 gibi özelliklerine ve ilaçların ruhsat koşullarına göre değişir.
İmmünoterapi güçlü bir tedavi seçeneğidir ancak bağışıklık sisteminin normal organlara saldırmasına bağlı yan etkilere yol açabilir. Bu nedenle tıbbi onkoloji gözetiminde uygulanmalıdır.
Mide Kanseri →Mide kanseri tek bir hastalık değildir. Bazı tümörlerde HER2, PD-L1, MSI/MMR veya CLDN18.2 gibi tedavi edilebilir özellikler bulunabilir.
Bu testler, hangi hastanın hedefe yönelik tedaviden veya immünoterapiden daha fazla yarar görebileceğini belirlemeye yardımcı olur.
Mide Kanseri →Hafif günlük aktivitelere dönüş çoğu hastada birkaç hafta içinde başlar. Masa başı işine dönüş genellikle 4–6 hafta içinde mümkün olabilir. Açık ameliyat, komplikasyon veya ağır fiziksel iş söz konusuysa daha uzun süre gerekebilir.
Beslenmeye uyum ve enerji düzeyinin toparlanması birkaç ay sürebilir. Aktivite ve işe dönüş planı kişisel iyileşmeye göre yapılmalıdır.
Mide Kanseri →Birinci derece yakınında mide kanseri bulunan kişilerde risk artabilir. Ancak herkese uygulanabilecek tek bir endoskopi başlangıç yaşı ve aralığı yoktur.
Ailede kanser tanısı alan kişilerin sayısı, tanı yaşları, kanserin patolojik tipi ve kişinin Helicobacter pylori durumu birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle birden fazla aile bireyinde veya genç yaşta mide kanseri varsa genetik danışmanlık ve kişiselleştirilmiş endoskopi programı düşünülebilir.
Mide Kanseri →Mide kanserlerinin tamamını önlemek mümkün değildir. Bununla birlikte riski azaltmaya yardımcı olabilecek önlemler şunlardır:
- Sigara kullanmamak
- Helicobacter pylori enfeksiyonunu uygun şekilde tedavi etmek
- Aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdaları sınırlamak
- Sebze ve meyveden zengin dengeli beslenmek
- Sağlıklı kiloyu korumak
- Aile öyküsü varsa hekim değerlendirmesi yaptırmak
- Uyarıcı belirtileri geciktirmeden araştırmak
Hafif ve seyrek yakınmalar yaşam tarzı düzenlemeleriyle gerileyebilir. Fazla kilo, geç saatte yemek veya bazı tetikleyici alışkanlıklar düzeltildiğinde belirtiler belirgin biçimde azalabilir.
Sık tekrarlayan, uykuyu veya günlük yaşamı etkileyen şikâyetlerde değerlendirme ve tedavi gerekir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Hayır. Reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Gastrit ise mide iç yüzeyinin iltihaplanmasıdır.
Belirtiler birbirine benzeyebilir ve iki hastalık aynı kişide birlikte bulunabilir. Kesin ayrım için klinik değerlendirme ve gerektiğinde endoskopi yapılır.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Her hastada gerekmez. Hafif ve yemek borusunda hasar bulunmayan reflüde ilaç azaltılabilir, kesilebilir veya gerektiğinde kullanılabilir.
Şiddetli özofajit, Barrett özofagusu, reflüye bağlı ülser ya da darlık bulunan hastalarda uzun süreli tedavi gerekebilir. Amaç mümkün olan en düşük etkili dozu kullanmaktır.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Proton pompası inhibitörleri genellikle yemekten 30–60 dakika önce alınmalıdır. Günde tek doz kullanılıyorsa çoğunlukla kahvaltıdan önce; iki doz kullanılıyorsa kahvaltı ve akşam yemeğinden önce alınır.
İlacın türüne göre kullanım şekli değişebileceği için reçete ve hekim önerisi esas alınmalıdır.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Güncel bilimsel veriler, uygun nedenle kullanılan proton pompası inhibitörlerinin doğrudan kansere neden olduğunu göstermemektedir.
Bu ilaçlar gereksiz yere kullanılmamalı ancak yalnızca internette yer alan korkutucu bilgiler nedeniyle de hekim önerisi olmadan bırakılmamalıdır.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Birçok hasta ameliyattan sonra reflü ilacını bırakabilir. Ancak bazı hastalarda zaman içinde yeniden ilaç kullanma ihtiyacı doğabilir.
Ameliyat, yaşam boyu hiçbir zaman ilaç kullanılmayacağının garantisi değildir. Ameliyatın temel amacı reflü kontrolünü ve yaşam kalitesini iyileştirmektir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Tek başına yeterli değildir. Öncelikle yakınmaların gerçekten reflüden kaynaklandığı objektif testlerle gösterilmeli ve hastanın ameliyattan yarar görme olasılığı değerlendirilmelidir.
Reflü kesin olarak kanıtlanmış, uzun süreli ilaç gereksinimi bulunan ve ameliyatın yararlarıyla risklerini anlayarak cerrahiyi tercih eden uygun hastalarda ameliyat değerlendirilebilir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Olası riskler şunlardır:
- Kanama ve enfeksiyon
- Yemek borusu, mide veya çevre organlarda yaralanma
- Geçici veya kalıcı yutma güçlüğü
- Gaz ve şişkinlik
- Geğirme veya kusmada zorlanma
- Fıtığın veya reflünün tekrarlaması
- Yeniden girişim gereksinimi
Risklerin olasılığı hastanın anatomisine, eşlik eden hastalıklarına ve cerrahın deneyimine göre değişir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Reflü doğrudan kansere dönüşen bir hastalık değildir. Ancak uzun süreli reflü bazı hastalarda Barrett özofagusu adı verilen hücresel değişikliğe yol açabilir. Barrett özofagusu bulunan kişilerin yalnızca küçük bir bölümünde zaman içinde yemek borusu kanseri gelişir.
Her reflü hastasında Barrett oluşmaz ve her Barrett hastasında kanser gelişmez. Barrett saptanırsa biyopsi sonucuna göre uygun takip programı hazırlanır.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Hayır. Belirti kontrolü iyi olan ve Barrett özofagusu veya önemli yemek borusu hasarı bulunmayan her hastaya rutin aralıklarla endoskopi yapılması gerekmez.
Barrett özofagusu, şiddetli özofajit, darlık veya yeni alarm belirtileri bulunan hastalarda endoskopik takip gerekebilir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Yapabilir ancak bu yakınmaların çok sayıda başka nedeni vardır. Yalnızca öksürük veya ses kısıklığı bulunması reflü tanısı koydurmaz.
Kulak burun boğaz, göğüs hastalıkları veya alerji değerlendirmesi gerekebilir. Reflüden şüpheleniliyorsa uzun süreli ilaç ya da ameliyat kararı öncesinde objektif test yapılması uygun olabilir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Kapalı ameliyat sonrasında masa başı işe dönüş çoğunlukla 1–2 hafta içinde mümkündür. Ağır fiziksel işlerde ve büyük mide fıtığı onarımlarında daha uzun süre gerekebilir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı →Aşağıdaki durumlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır:
- Şiddetli veya yeni başlayan göğüs ağrısı
- Göğüs ağrısıyla birlikte nefes darlığı, terleme veya bayılma hissi
- Kanlı kusma
- Katran gibi siyah dışkılama
- Yiyecek veya sıvıların tamamen takılması
- Sürekli kusma
- Şiddetli karın ağrısı
Hastaların büyük çoğunluğu ameliyat sonrasında belirgin kilo verir; ancak kaybedilecek kilo miktarı kişiden kişiye değişir.
Sonuç üzerinde ameliyat türü, başlangıç kilosu, yeme davranışı, fiziksel aktivite, hormon ve metabolizma özellikleri ile kontrollere uyum etkilidir. Hiçbir yöntem için kesin kilo kaybı garantisi verilemez.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Evet. Ameliyattan sonraki ilk bir-iki yılda kilo kaybı genellikle daha hızlıdır. Daha sonraki yıllarda verilen kilonun küçük bir bölümünün geri alınması görülebilir.
Belirgin kilo geri alımında:
- Beslenme alışkanlıkları
- Kontrolsüz atıştırma
- Şekerli ve yüksek kalorili içecekler
- Fiziksel aktivite azalması
- Psikolojik etkenler
- Mide veya bağırsak anatomisindeki değişiklikler
değerlendirilir.
Tedavide yeniden beslenme düzenlemesi, davranış desteği, obezite ilaçları ve seçilmiş hastalarda düzeltici cerrahi kullanılabilir. Kilo geri alımı hastanın başarısız olduğu anlamına gelmez; yeniden değerlendirilmesi gereken tıbbi bir durumdur.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Her hasta için tek bir doğru cevap yoktur. Güncel obezite ilaçları önemli kilo kaybı sağlayabilir; cerrahi ise ileri obezitede genellikle daha güçlü ve uzun süreli sonuç oluşturur.
Seçim; BKİ, diyabet ve diğer hastalıklar, daha önceki tedaviler, ilaçların yan etkileri, maliyet, hastanın tercihleri ve cerrahi riskler birlikte değerlendirilerek yapılır.
Bazı hastalarda ilaç ve cerrahi birbirinin alternatifi değil, farklı dönemlerde birlikte kullanılan tedavilerdir.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Metabolik-bariatrik cerrahi tip 2 diyabette önemli iyileşme sağlayabilir. Bazı hastalarda kan şekeri normale döner ve ilaç gereksinimi azalır veya geçici olarak ortadan kalkabilir.
Bununla birlikte “remisyon” olarak adlandırılan bu iyileşme herkeste görülmez ve yıllar sonra diyabet yeniden ortaya çıkabilir. Diyabet süresi, pankreasın insülin üretme kapasitesi ve kullanılan ilaçlar sonucu etkiler. Kan şekeri kontrolleri sürdürülmelidir.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Her hasta için en iyi olan tek bir yöntem yoktur.
Tüp mide daha basit bir bağırsak düzenlemesine sahiptir; ancak bazı hastalarda reflüyü artırabilir. Gastrik bypass reflü ve tip 2 diyabet açısından bazı hastalarda avantaj sağlayabilir; buna karşılık vitamin-mineral eksikliği ve bağırsakla ilişkili sorunlar daha belirgin olabilir.
Yöntem seçimi yalnızca hastanın isteğine veya kilosuna göre değil, ayrıntılı tıbbi değerlendirmeye göre yapılmalıdır.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Tüp mide ameliyatından sonra bazı hastalarda yeni reflü başlayabilir veya mevcut reflü artabilir. Bu nedenle ameliyat öncesinde mide yanması, ağza acı su gelmesi veya yutma güçlüğü gibi yakınmalar mutlaka belirtilmelidir.
Belirgin reflüsü veya yemek borusunda hasarı bulunan hastalarda gastrik bypass gibi farklı bir yöntem daha uygun olabilir [1,6].
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Hızlı kilo kaybının ve beslenme yetersizliği riskinin en yüksek olduğu dönemde gebelik önerilmez. Genel olarak ameliyattan sonra 12–18 ay beklenmesi ve kilo kaybının dengelenmesinin ardından gebelik planlanması önerilir.
Gebelik öncesinde demir, B12 vitamini, folat, D vitamini ve diğer besin değerleri kontrol edilmelidir. Gebelik süreci kadın hastalıkları uzmanı, bariatrik cerrahi ekibi ve diyetisyen tarafından birlikte izlenmelidir.
Kilo kaybıyla doğurganlık artabileceği için ameliyat sonrası korunma yöntemi önceden planlanmalıdır.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Çoğu hastada ameliyat türüne uygun multivitamin ve ek vitamin-mineral desteğinin yaşam boyu kullanılması gerekir.
Gereken ürün ve doz herkeste aynı değildir. Kan tahlilleri sonucunda demir, B12 vitamini, folat, kalsiyum veya D vitamini desteği değiştirilebilir [5].
Kendinizi iyi hissetseniz bile vitamin eksikliği bulunabilir. Bu nedenle takviyeler ve yıllık kan kontrolleri aksatılmamalıdır.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Ameliyattan sonra alkol daha hızlı emilebilir ve beklenenden daha güçlü etki gösterebilir. Ayrıca yüksek kalori içerir; karaciğer sağlığını ve kilo kontrolünü olumsuz etkileyebilir.
Bazı kişilerde alkol kullanım bozukluğu riski artabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Özellikle erken iyileşme döneminde alkolden kaçınılmalı, uzun dönem kullanım konusu hekimle görüşülmelidir.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Belirgin kilo kaybından sonra karın, kol, bacak, göğüs ve boyun bölgesinde deri fazlalığı oluşabilir. Bunun miktarı yaşa, başlangıç kilosuna, genetik özelliklere, sigara kullanımına ve cilt yapısına bağlıdır.
Deri fazlalığı pişik, mantar veya hareket güçlüğüne neden oluyorsa plastik cerrahi değerlendirmesi yapılabilir. Vücut şekillendirme ameliyatları genellikle kilo kaybı tamamlandıktan ve kilo bir süre sabit kaldıktan sonra planlanır.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Masa başı çalışanların çoğu yaklaşık 2–3 hafta içinde işine dönebilir. Ağır kaldırmayı veya yoğun fiziksel güç kullanmayı gerektiren işlerde 4–6 hafta beklemek gerekebilir.
Kesin zaman ameliyat türüne, yapılan işe ve kişisel iyileşme hızına göre belirlenir.
Obezite ve Cerrahi Tedavisi →Ameliyattan sonra aşağıdaki belirtilerden biri gelişirse sağlık ekibiyle hemen iletişime geçilmelidir:
- Giderek artan karın veya göğüs ağrısı
- Nabzın belirgin hızlanması
- Nefes darlığı
- Ateş
- Sürekli kusma veya sıvı içememe
- Siyah dışkı veya belirgin kanama
- Karında artan şişlik
- Tek bacakta ağrı ve şişlik
- İdrar miktarında belirgin azalma
- Genel durumda hızlı bozulma
Hayır. Karın duvarındaki açıklık ilaç, egzersiz veya korseyle kapanmaz.
Ancak hiçbir yakınması olmayan veya çok hafif yakınması bulunan bazı erkek hastalarda, acil belirtiler anlatılarak ameliyat ertelenebilir ve izlem yapılabilir. Bu yaklaşım fıtığı tedavi etmez; yalnızca ameliyatın zamanlamasını erteler.
Kasık Fıtığı →Her fıtığın büyüme hızı aynı değildir. Bazı fıtıklar yıllarca az değişirken bazıları zamanla büyüyebilir, ağrı yapabilir veya testis torbasına doğru ilerleyebilir.
Şişliğin büyümesi, ağrının artması veya fıtığın içeri gönderilmesinin zorlaşması yeniden cerrahi değerlendirme gerektirir.
Kasık Fıtığı →Fıtık korsesi veya fıtık bağı açıklığı kapatmaz ve fıtığı tedavi etmez. Bazı hastalarda geçici rahatlama sağlayabilir ancak yanlış kullanıldığında cilt hasarı, ağrı veya fıtığın sıkışmasına yol açabilir.
Ameliyat olamayacak veya ameliyatı belirli bir süre ertelemek zorunda olan seçilmiş hastalarda hekim önerisiyle kullanılabilir.
Kasık Fıtığı →Ağır kaldırma, tek başına her sağlıklı kişide fıtık oluşturmaz. Ancak kasık bölgesinde yapısal zayıflığı veya küçük bir fıtığı bulunan kişilerde şişliğin ortaya çıkmasına ve yakınmaların artmasına neden olabilir.
Doğru kaldırma tekniği kullanmak ve yükü kademeli artırmak yararlı olabilir.
Kasık Fıtığı →Fıtık içindeki bağırsağın sıkışması ve kan dolaşımının bozulmasına boğulma, yani strangülasyon denir.
Şiddetli ağrı, sert ve içeri girmeyen şişlik, bulantı, kusma ve karında şişlik varsa acil servise başvurulmalıdır. Bu durumda fıtık zorla içeri itilmemelidir.
Kasık Fıtığı →Risk her hastada aynı değildir. Fıtığın tipi, büyüklüğü, içeri girip girmemesi, hastanın cinsiyeti ve yakınmaları riski etkiler.
Belirtisiz veya hafif belirtili erkeklerde acil sıkışma riski düşük olduğundan izlem düşünülebilir. Femoral fıtıklarda ve kadınlarda ise sıkışma riski daha yüksek olduğu için zamanında onarım tercih edilir.
Kasık Fıtığı →Her hasta için tek bir en iyi yöntem yoktur.
Kapalı yöntem; iki taraflı fıtıkta, açık ameliyat sonrası tekrarlayan fıtıkta, kadınlarda ve erken aktiviteye dönmek isteyen uygun hastalarda avantajlı olabilir.
Açık yöntem; tek taraflı bazı fıtıklarda, lokal anestezi gereksiniminde, büyük torba fıtıklarında veya kapalı yönteme uygun olmayan hastalarda tercih edilebilir.
Sonucu belirleyen en önemli etkenlerden biri cerrahın seçilen yöntemdeki deneyimidir.
Kasık Fıtığı →Her iki yöntem de kapalı ameliyattır ve yama kasık bölgesinin arkasına yerleştirilir.
TEP yönteminde karın boşluğuna girilmez. TAPP yönteminde ise karın boşluğuna girildikten sonra karın zarı açılarak onarım yapılır ve ardından kapatılır.
Deneyimli cerrahlar tarafından yapıldığında her iki yöntemin sonuçları benzerdir. Seçim hastanın özelliklerine ve cerrahın deneyimine göre yapılır.
Kasık Fıtığı →Evet. Kullanılan sentetik yama genellikle kalıcı olarak vücutta kalır ve zamanla çevresindeki dokularla bütünleşir.
Hastaların büyük bölümü yamayı hissetmez. Nadir durumlarda enfeksiyon, kronik ağrı veya yabancı cisim hissi gelişebilir.
Kasık Fıtığı →Kasık fıtığı onarımında kullanılan, tıbbi kullanıma uygun sentetik yamaların kansere neden olduğunu gösteren güvenilir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
Yama kullanımının olası yararları ve riskleri ameliyat öncesinde hastaya açıklanmalıdır.
Kasık Fıtığı →Uygun hastalarda ve bu konuda deneyimli cerrahlar tarafından Shouldice gibi yamasız yöntemler uygulanabilir. Ancak yamasız onarım her fıtık için uygun değildir.
Fıtığın tipi, büyüklüğü, dokuların yapısı ve tekrarlama riski birlikte değerlendirilmelidir.
Kasık Fıtığı →Hiçbir yöntemde tekrarlama riski sıfır değildir. Modern yama onarımlarında ve deneyimli ellerde risk genellikle düşüktür.
Tekrarlama riskini:
- Cerrahi teknik ve deneyim
- Büyük veya tekrarlayan fıtık
- Sigara kullanımı
- Kronik öksürük
- Yara enfeksiyonu
- Bağ dokusu özellikleri etkileyebilir.
Komplikasyonsuz ameliyat sonrasında ağrı izin verdiği ölçüde cinsel ilişkiye dönülebilir. Bunun için herkes için geçerli zorunlu bir bekleme süresi yoktur.
Ağrı veya kasıkta belirgin gerilme olursa birkaç gün daha beklemek uygun olabilir.
Kasık Fıtığı →Tek taraflı ve sorunsuz kasık fıtığı ameliyatından sonra kısırlık son derece nadirdir.
Sperm kanalında veya testis damarlarında hasar, özellikle iki taraflı ve tekrarlayan ameliyatlarda teorik bir risktir. Daha önce kasık ameliyatı geçiren veya çocuk sahibi olma konusunda özel kaygısı bulunan hastaların bunu ameliyat öncesinde doktoruyla görüşmesi uygun olur.
Kasık Fıtığı →Hasta:
- Güçlü ağrı kesici kullanmıyorsa
- Rahat oturabiliyorsa
- Ani fren hareketini ağrısız yapabiliyorsa
- Dikkatini ve hareketlerini etkileyen bir durumu yoksa araç kullanmaya başlayabilir. Bu süre çoğu hastada birkaç gün ile bir hafta arasında değişebilir.
Evet. Özellikle erken evrede saptanan kolon kanserlerinde cerrahi ile başarılı ve kalıcı tedavi mümkün olabilir.
Tedavi başarısı hastalığın evresi, tümörün biyolojik özellikleri ve kişinin genel sağlık durumu gibi birçok faktöre bağlıdır.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Hayır.
Kolon poliplerinin tamamı kansere dönüşmez. Ancak bazı polip türlerinde zaman içerisinde kanser gelişme riski vardır.
Bu nedenle kolonoskopi sırasında saptanan poliplerin uygun şekilde çıkarılması ve patolojik olarak değerlendirilmesi önemlidir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Kolonoskopi çoğunlukla sedasyon altında gerçekleştirildiği için hastaların büyük bölümü işlem sırasında belirgin bir rahatsızlık hissetmez.
İşlemin güvenli ve başarılı olması açısından kolonoskopi öncesindeki bağırsak temizliğinin doğru yapılması önemlidir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Hayır.
Kolon kanseri ameliyatlarının çoğunda kalıcı stoma gerekmez. Stoma ihtiyacı tümörün yeri, ameliyatın şekli ve hastanın klinik durumuna göre değişir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Bu durum kanser tanısı alan akrabanızın yakınlık derecesine ve tanı aldığı yaşa göre değişir.
Özellikle birinci derece yakınlarında kolon veya rektum kanseri bulunan kişilerin standart tarama programından daha erken değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu nedenle aile öyküsünün ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve kişiye özel tarama programının oluşturulması önemlidir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Hayır. Günümüzde kolon kanserinin yalnızca bağırsaktaki yerine ve evresine göre değerlendirilmesi yeterli değildir. Tümörün patolojik, moleküler ve genetik özellikleri de tedavi planlamasında giderek daha fazla önem taşımaktadır.
Bunların en önemlilerinden biri Mismatch Repair (MMR) / Mikrosatellit İnstabilitesi (MSI) durumudur.
MMR sistemi, hücre bölünmesi sırasında DNA’da oluşabilecek bazı hataların düzeltilmesinde görev alır. Bu sistemde bozukluk bulunan tümörler dMMR, yüksek mikrosatellit instabilitesi gösteren tümörler ise MSI-H olarak tanımlanabilir.
MMR/MSI durumunun bilinmesi;
- Lynch sendromu gibi kalıtsal kanser yatkınlıklarının değerlendirilmesine,
- Hastalığın biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına,
- Bazı hastalarda ameliyat sonrası kemoterapi kararının verilmesine,
- İleri evre hastalıkta immünoterapi gibi tedavilerin değerlendirilmesine
katkı sağlayabilir.
Bu nedenle modern kolon kanseri yaklaşımında yalnızca “Tümör hangi evrede?” sorusu değil, “Tümörün biyolojik özellikleri nelerdir?” sorusu da önem kazanmıştır.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Kolon kanseri tedavisinin temel belirleyicilerinden biri hastalığın evresidir. Bununla birlikte tedavi kararı yalnızca evreye göre değil; patolojik risk faktörleri, tümörün biyolojik özellikleri, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek verilir.
Evre I: Hastalık bağırsak duvarıyla sınırlıdır. Uygun onkolojik cerrahi çoğu hastada yeterli tedaviyi sağlar ve ameliyat sonrası kemoterapi genellikle gerekli değildir.
Evre II: Tümör bağırsak duvarında daha ileri seviyeye ulaşmıştır ancak bölgesel lenf bezlerinde kanser saptanmamıştır. Bu hastaların tamamına rutin olarak kemoterapi verilmez. T4 tümör, bağırsak tıkanıklığı veya perforasyonu, lenfovasküler/perinöral invazyon ve yetersiz sayıda lenf nodunun değerlendirilmesi gibi bazı yüksek risk özellikleri tedavi kararını etkileyebilir. MMR/MSI durumu da özellikle bu evrede önem taşır.
Evre III: Kanser bölgesel lenf bezlerine yayılmıştır. Cerrahinin ardından hastaların önemli bir bölümünde hastalığın tekrarlama riskini azaltmak amacıyla adjuvan kemoterapi uygulanır.
Evre IV: Kanser karaciğer, akciğer, periton veya başka organlara yayılmıştır. Ancak metastaz bulunması her zaman cerrahi tedavinin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Özellikle sınırlı karaciğer veya akciğer metastazı bulunan seçilmiş hastalarda cerrahi, lokal tedaviler ve sistemik tedavilerin farklı kombinasyonları değerlendirilebilir.
Bu nedenle özellikle ileri evre kolon kanserinde tedavinin multidisipliner bir ekip tarafından kişiye özel planlanması önemlidir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Kolon kanseri ameliyatında çıkarılan bağırsak bölümü ve lenf bezleri patoloji uzmanı tarafından ayrıntılı olarak incelenir.
Patoloji raporunda yalnızca kanser tanısı değil;
- Tümörün bağırsak duvarındaki ilerleme derinliği,
- Lenf bezlerinde tümör bulunup bulunmadığı,
- Değerlendirilen lenf nodu sayısı,
- Cerrahi sınırlar,
- Lenfatik veya damar invazyonu,
- Perinöral invazyon,
- Tümörün farklılaşma derecesi ve diğer histopatolojik özellikleri
gibi hastalığın evresini ve sonraki tedavi kararlarını etkileyebilecek özellikler değerlendirilir.
Özellikle evre II kolon kanserinde, bu özelliklerden bazıları hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesinde ve ameliyat sonrası kemoterapi kararında önem taşır.
Bu nedenle kolon kanseri tedavisinde ameliyat önemli bir aşama olmakla birlikte, nihai tedavi planı çoğu zaman ameliyat sonrası patoloji raporu tamamlandıktan sonra şekillenir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Evet. Özellikle ileri evre kolon kanserinde tümörün moleküler özelliklerinin belirlenmesi, kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
MMR/MSI durumunun yanında, hastalığın evresine ve klinik özelliklerine göre RAS ve BRAF gibi moleküler belirteçlerin değerlendirilmesi gündeme gelebilir.
Bu sonuçlar bazı hedefe yönelik tedavilerin veya immünoterapinin hangi hastalarda yararlı olabileceğinin belirlenmesinde kullanılabilir.
Bu gelişmeler sayesinde günümüzde kolon kanseri tedavisi giderek “her hastaya aynı tedavi” yaklaşımından ‘’kişiselleştirilmiş tedavi’’ yaklaşımına doğru ilerlemektedir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Kolon kanseri tedavisinde ameliyat ve gerektiğinde uygulanan onkolojik tedavilerin ardından düzenli takip önemlidir. Bunun yanında sağlıklı yaşam alışkanlıklarının tedavi sonrası dönemdeki önemi konusunda da giderek daha güçlü bilimsel veriler ortaya çıkmaktadır.
2025 yılında New England Journal of Medicine’da yayımlanan CHALLENGE faz III randomize çalışması, ameliyat ve adjuvan kemoterapisini tamamlamış kolon kanseri hastalarında yapılandırılmış egzersiz programını sağlık eğitimi ile karşılaştırmıştır. Bu çalışma, fiziksel aktivitenin kolon kanseri tedavisi sonrasında yalnızca genel sağlık ve yaşam kalitesi açısından değil, onkolojik sonuçlar açısından da önemli olabileceğini gösteren yüksek düzey kanıtlardan biridir.
Ancak egzersiz programının kişinin yaşı, genel sağlık durumu, ameliyat ve onkolojik tedavileri dikkate alınarak uygun şekilde planlanması gerekir.
Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri →Evre, hastalığın rektum duvarında ne kadar ilerlediğini, çevredeki lenf bezlerine veya başka organlara yayılıp yayılmadığını gösterir. Evreleme için başta rektum MR’ı ve bilgisayarlı tomografi olmak üzere çeşitli incelemelerden yararlanılır.
Güncel kılavuzlara göre tedavi kararı yalnızca hastalığın evresine bakılarak verilmez. Tümörün rektumdaki yeri, makat kaslarıyla ilişkisi, MR’da görülen risk özellikleri, biyolojik yapısı ve hastanın genel sağlık durumu da birlikte değerlendirilir. Bu nedenle aynı evredeki iki hastanın tedavi planı farklı olabilir [1,2,4].
Rektum Kanseri →Evet. Özellikle hastalık bağırsak ve çevresindeki lenf bezleriyle sınırlıyken tamamen tedavi edilme olasılığı yüksektir. Daha ileri evrelerde de kemoterapi, radyoterapi ve cerrahinin uygun sırayla uygulanmasıyla uzun süreli hastalık kontrolü ve bazı hastalarda tamamen iyileşme sağlanabilir.
Tedavinin başarısı; hastalığın evresine, tümörün biyolojik özelliklerine, tedaviye verdiği yanıta ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır. Bu nedenle internet üzerinde yer alan genel istatistikler, tek bir hastanın sonucunu kesin olarak göstermez [1,4]. Bu nedenle her hasta için sonuçlar kişisel olarak değerlendirilmelidir.
Rektum Kanseri →Hayır. Rektum kanseri ameliyatı geçiren her hastada stoma, yani torba gerekli değildir. Stoma gereksinimi; tümörün yerine, makat kaslarıyla ilişkisine, uygulanan ameliyatın türüne ve bağırsak bağlantısının güvenliğine göre belirlenir.
Bazı hastalarda stoma hiç gerekmez. Bazı hastalarda bağırsak bağlantısının iyileşmesini korumak amacıyla geçici olarak açılır ve daha sonra kapatılabilir. Tümörün makat kaslarına ilerlediği veya güvenli bir bağırsak bağlantısının mümkün olmadığı daha az sayıdaki hastada kalıcı stoma gerekebilir.
Rektum Kanseri →Bazı rektum kanserlerinde ameliyattan önce radyoterapi ve kemoterapi uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı tümörü küçültmek, bulunduğu bölgede hastalığın kontrolünü artırmak ve görüntüleme yöntemleriyle henüz fark edilemeyen kanser hücrelerini erken dönemde tedavi etmektir.
Her hastaya aynı tedavi uygulanmaz. Tedavinin türü ve sıralaması; tümörün yeri, evresi, MR bulguları ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak belirlenir.
Rektum Kanseri →Ameliyat öncesi tedaviden sonra tümör bulguları tamamen kaybolan bazı seçilmiş hastalarda, ameliyat yerine çok yakın takip düşünülebilir. Ancak bu yaklaşım her hasta için uygun değildir.
“Tam yanıt” kararı yalnızca biyopsi sonucuna göre verilmez. Rektal muayene, endoskopi ve yüksek kaliteli rektum MR’ı birlikte değerlendirilir. Ameliyatsız takip tercih edilirse kontrollerin düzenli, sık ve uzun süreli yapılması gerekir. Tümörün yeniden büyümesi durumunda zamanında ameliyat uygulanabilmesi önemlidir.
Rektum Kanseri →Tedavi süresi hastalığın evresine ve uygulanacak tedavilere göre değişir.
Erken evrede yalnızca ameliyat gereken hastalarda, ameliyat ve ilk iyileşme dönemi genellikle 1–3 ay içinde tamamlanabilir. Ameliyat sonrasında kemoterapi gerekirse bu süre uzayabilir.
Ameliyattan önce kemoterapi ve radyoterapi uygulanması gereken lokal ileri rektum kanserinde ise tedavi daha uzun sürer. Kemoterapi, radyoterapi, tedaviye yanıtın yeniden değerlendirilmesi ve ameliyat birlikte düşünüldüğünde toplam süreç çoğu hastada yaklaşık 6–9 ay sürebilir.
Radyoterapi bazı hastalarda yaklaşık 1 hafta, bazı hastalarda ise kemoterapiyle birlikte yaklaşık 5–6 hafta uygulanabilir. Kemoterapi bölümü kullanılan ilaçlara ve tedavi planına göre çoğunlukla 3–4 ay sürer. Tedaviler tamamlandıktan sonra muayene, endoskopi ve rektum MR’ıyla tümörün verdiği yanıt değerlendirilir ve ameliyatın ya da yakın takip programının zamanı belirlenir [1–4].
Bu süreler yaklaşık değerlerdir. Tedaviye verilen yanıt, ilaçların yan etkileri, ameliyat sonrası iyileşme ve ek tedavi gereksinimi toplam süreyi değiştirebilir.
Rektum Kanseri →Rektum kanserlerinin büyük bölümü doğrudan anne veya babadan geçen kalıtsal bir hastalık değildir. Bununla birlikte hastaların bir kısmında Lynch sendromu gibi kalıtsal yatkınlıklar bulunabilir.
Güncel öneriler, kolorektal kanser tanısı alan hastaların tümör dokusunda Lynch sendromu açısından yol gösterici olan MMR veya MSI testlerinin değerlendirilmesini desteklemektedir. Test sonucunda şüpheli bir bulgu saptanırsa genetik danışmanlık ve kan testi önerilebilir [2,6].
Kalıtsal bir durum belirlenmesi yalnızca hastanın tedavisi açısından değil, aile bireylerinin hangi yaşta ve ne sıklıkta taranması gerektiğini belirlemek açısından da önemlidir. Ancak ailede rektum kanseri bulunması, diğer bireylerde mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez.
Rektum Kanseri →Rektum kanseri olan herkes için geçerli tek bir beslenme programı yoktur. Beslenme planı; uygulanacak tedaviye, bağırsak alışkanlıklarına, stoma varlığına, kilo durumuna ve eşlik eden hastalıklara göre kişiye özel hazırlanmalıdır.
Güncel beslenme kılavuzları, kanser tedavisi sırasında kilo kaybının ve yetersiz beslenmenin erken fark edilmesini önermektedir. Yeterli enerji, protein ve sıvı alınması tedavinin daha iyi tolere edilmesine ve iyileşmeye yardımcı olabilir [7].
İshal, kabızlık, iştahsızlık, bulantı veya istemsiz kilo kaybı gelişirse hekim ve diyetisyenle görüşülmelidir. Her hastanın gereksinimi farklı olduğu için gereksiz ve çok kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılmalıdır. Bitkisel ürünler ve gıda takviyeleri kemoterapi ilaçlarıyla etkileşebileceğinden doktora danışılmadan kullanılmamalıdır.
Rektum Kanseri →Geçici stomanın kapatılması için herkes açısından geçerli kesin bir süre yoktur. Öncelikle bağırsak bağlantısının güvenli şekilde iyileşmiş olması, enfeksiyon veya kaçak bulunmaması ve hastanın yeni bir ameliyata uygun durumda olması gerekir.
Kemoterapi gibi devam eden tedaviler ve hastanın genel sağlık durumu da stomanın kapatılma zamanını etkileyebilir. Kapatma işleminden önce bağırsak bağlantısı muayene, kolonoskopi veya görüntüleme yöntemleriyle kontrol edilebilir.
Güncel stoma cerrahisi kılavuzları da kapatma kararının hastaya özel verilmesini ve stoma bakım eğitiminin tedavi sürecinin bir parçası olmasını önermektedir [8].
Rektum Kanseri →Rektumun çevresindeki sinirler idrar yapma ve cinsel işlevlerle yakından ilişkilidir. Ameliyat, radyoterapi ve diğer tedaviler bazı hastalarda cinsel istekte azalma, erkeklerde sertleşme veya boşalma sorunları, kadınlarda vajinal kuruluk ya da ilişki sırasında ağrıya neden olabilir.
Bu sorunların ortaya çıkması hastanın yaşına, uygulanan tedaviye ve tedavi öncesindeki işlevlerine göre değişir. Bazı yakınmalar zamanla azalabilir; bazıları ise ilaç, pelvik taban rehabilitasyonu veya uzman desteği gerektirebilir.
Güncel takip ve yaşam kalitesi kılavuzları, idrar ve cinsel işlevlerin kontroller sırasında özellikle değerlendirilmesini önermektedir. Bu nedenle hastaların bu yakınmalarını hekimleriyle paylaşmaları önemlidir [5]. Gerektiğinde üroloji, kadın hastalıkları, fizik tedavi veya cinsel sağlık alanında destek alınabilir.
Rektum Kanseri →Hayır. Makattan kanamanın hemoroid ve makat çatlağı gibi iyi huylu nedenleri de vardır. Ancak kanama yalnızca “basur” olarak değerlendirilmemelidir.
Kanama tekrarlıyorsa veya dışkılama alışkanlığında değişiklik, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ya da kansızlık eşlik ediyorsa hekime başvurulmalıdır. Kanamanın nedeni muayene ve gerektiğinde kolonoskopiyle belirlenmelidir.
Rektum Kanseri →Günlük yaşama dönüş süresi kişiden kişiye değişir. Çoğu hasta hafif günlük aktivitelerine birkaç hafta içinde kademeli olarak başlayabilir. Ancak ağır kaldırma, araç kullanma, egzersiz ve işe dönüş zamanı uygulanan ameliyata ve iyileşme hızına göre farklılık gösterir.
Aktivitelerin aşamalı olarak artırılması ve hekimin önerilerine uyulması önemlidir. Ateş, giderek artan ağrı, karında belirgin şişlik, sürekli kusma, yara yerinde akıntı veya ciddi dışkılama sorunu gelişirse sağlık ekibiyle iletişime geçilmelidir.
Rektum kanserinde en doğru tedavi, yalnızca hastalığın evresine değil; tümörün rektumdaki yerine, MR bulgularına, biyolojik özelliklerine ve kişinin önceliklerine göre multidisipliner bir kurulda planlanır.
Hayır. TAMİS, makat yoluyla kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak yapılan minimal invaziv bir işlemdir. Karın bölgesinde ameliyat kesisi oluşturulmaz.
TAMİS →Hayır. Kolonoskopik işlemler esnek bir endoskop içinden geçirilen aletlerle yapılır. TAMİS ise genel olarak cerrahi bir çalışma portu ve kamera yardımıyla uygulanan transanal ameliyattır.
TAMİS, kolonoskopiyle güvenli veya tam olarak çıkarılamayan bazı büyük, derin ya da zor yerleşimli rektum lezyonlarında kullanılabilir. Hangi yöntemin uygun olduğu gastroenteroloji ve cerrahi ekibin ortak değerlendirmesiyle belirlenebilir.
TAMİS →Hayır. TAMİS’te yalnızca hastalıklı bölge ve çevresindeki gerekli güvenli sınır çıkarılır. Rektumun geri kalanı korunur.
TAMİS →TAMİS uygulanan hastaların büyük çoğunluğunda stoma, yani torba gerekmez. Ancak karın boşluğuna geniş bir açıklık oluşması, ciddi komplikasyon gelişmesi veya ek radikal ameliyat gerekmesi gibi seyrek durumlarda geçici ya da kalıcı stoma gündeme gelebilir.
TAMİS →Uygun şekilde seçilmiş, düşük riskli erken evre rektum kanserlerinde TAMİS nihai tedavi olabilir. Ancak tümörün derinliği veya lenf bezlerine yayılma riski yüksekse yalnızca lokal çıkarma yeterli olmayabilir.
Kesin karar; MR, endorektal ultrason, muayene ve TAMİS sonrasında elde edilen patoloji bulguları birlikte değerlendirilerek verilir [1,5].
TAMİS →Biyopsi kitlenin yalnızca küçük bir bölümünü gösterir. Büyük poliplerin başka bir alanında ileri hücresel değişiklik veya erken kanser bulunabilir. Ayrıca bazı lezyonlar kolonoskopiyle tam olarak çıkarılamaz.
TAMİS lezyonun tek parça ve sınırlarıyla birlikte çıkarılmasını sağlayarak hem tedavi hem de daha güvenilir patolojik değerlendirme sunabilir.
TAMİS →Evet. Patoloji sonucunda beklenenden ileri tümör, pozitif cerrahi sınır veya lenf bezi yayılım riskini artıran özellikler bulunursa total mezorektal eksizyon içeren tamamlayıcı rektum ameliyatı önerilebilir.
TAMİS →Çoğu hastada kalıcı dışkı kontrolü sorunu gelişmez. Ameliyat sırasında makat kanalına çalışma portu yerleştirildiği için geçici gaz kontrolü değişikliği veya sıkışma hissi görülebilir. Önceden kontrol sorunu bulunan hastalarda ameliyat öncesi değerlendirme ayrıca önemlidir.
TAMİS →Karından kesi yapılmadığı için ağrı çoğunlukla sınırlıdır. İlk günlerde makat bölgesinde hassasiyet, dolgunluk veya dışkılama sırasında ağrı olabilir. Ağrının şiddeti çıkarılan dokunun büyüklüğüne ve derinliğine göre değişir.
TAMİS →Evet. Uygun ekipman ve deneyimin bulunduğu merkezlerde robotik TAMİS uygulanabilir. Robotik sistemler dar alanda hareket kabiliyeti ve cerrahi ergonomi sağlayabilir. Ancak robot kullanılması her hasta için gerekli değildir ve tek başına daha iyi sonuç garantisi vermez. Başarıyı belirleyen temel unsurlar doğru hasta seçimi, cerrahi deneyim ve onkolojik ilkelere uygun işlemdir [3].
TAMİS →İyi huylu veya kötü huylu bütün rektum lezyonlarında tekrarlama olasılığı tamamen sıfır değildir. Risk; lezyonun türüne, büyüklüğüne, çıkarılma sınırlarına ve patolojik özelliklerine göre değişir. Düzenli kontrol, olası tekrarlamanın erken saptanmasını sağlar.
TAMİS →Hayır. Bazı polipler kolonoskopik yöntemlerle daha kolay ve güvenli çıkarılabilir. Çok yaygın, derin veya kanser açısından yüksek riskli lezyonlarda ise radikal rektum ameliyatı gerekebilir. En uygun yöntem, lezyonun bütün özellikleri değerlendirilerek belirlenir.
TAMİS →Hayır. Divertikül kansere dönüşen bir yapı değildir. Ancak divertikülit ile kalın bağırsak kanseri bazen benzer belirtiler ve görüntüleme bulguları oluşturabilir. Bu nedenle özellikle komplike atak, kilo kaybı, kansızlık, dışkıda kan veya kalıcı dışkılama değişikliği varsa iyileşme sonrasında kolonoskopi gerekebilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Hayır. Divertikül, bağırsak duvarındaki küçük kesedir. Divertiküloz bu keselerin bulunması, divertikülit ise bunların iltihaplanmasıdır. Divertikülü bulunan kişilerin çoğunda divertikülit gelişmez.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Hayır. Belirti vermeyen divertiküller tek başına ameliyat nedeni değildir. Ameliyat; fistül, darlık, tıkanıklık, kontrol edilemeyen enfeksiyon veya yaşam kalitesini belirgin etkileyen tekrarlayan hastalık gibi seçilmiş durumlarda değerlendirilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Bağışıklık sistemi normal, genel durumu iyi ve komplikasyonsuz hafif divertiküliti bulunan seçilmiş hastalar yakın takip altında antibiyotiksiz iyileşebilir. Ancak bu karar muayene ve gerektiğinde görüntüleme sonrasında hekim tarafından verilmelidir. Evde kendi kendine “bekle ve gör” yaklaşımı güvenli olmayabilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Evet, tekrar edebilir; ancak her hastada tekrarlamaz. İlk komplikasyonsuz ataktan sonra gelişebilecek bir tekrarın mutlaka daha ağır olacağı düşüncesi doğru değildir. Ameliyat kararı yalnızca atak sayısına değil, hastalığın şiddetine ve yaşam kalitesine göre verilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Hayır. Güncel yaklaşımda belirli bir atak sayısı tek başına ameliyat kararı için yeterli kabul edilmez. Atakların şiddeti, apse veya fistül gibi komplikasyonlar, hastaneye yatış ihtiyacı, devam eden şikâyetler ve hastanın tercihleri birlikte değerlendirilir [1–4].
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Kolonoskopi gerekiyorsa akut iltihap tamamen düzeldikten sonra, çoğunlukla yaklaşık 6–8 hafta sonra yapılır. Yakın zamanda kaliteli kolonoskopisi bulunan ve komplikasyonsuz atak geçiren bazı hastalarda tekrar kolonoskopi gerekmeyebilir. Karar kişiye özel verilmelidir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Komplikasyonsuz bir atakta ağrı çoğu hastada birkaç gün içinde azalmaya başlar. Belirtiler 2–3 gün içinde düzelmiyorsa, giderek artıyorsa veya ateş ve kusma ekleniyorsa yeniden değerlendirme gerekir. Bazı kişilerde akut iltihap geçtikten sonra hassasiyet ve bağırsak düzensizliği daha uzun sürebilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Ağrı kesici seçimi hastanın böbrek, mide, kalp-damar hastalıklarına ve kullandığı ilaçlara göre değişir. Nonsteroid ağrı kesicilerin sık kullanımı divertiküler komplikasyonlarla ilişkili olduğundan, hekime danışılmadan kullanılmamalıdır. Uygun ağrı tedavisini hekiminiz belirlemelidir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Hastaların büyük çoğunluğunda stoma gerekmez. Ancak bağırsak delinmesi, yaygın karın içi enfeksiyon veya güvenli bağırsak bağlantısının mümkün olmadığı acil durumlarda geçici ya da daha seyrek olarak kalıcı stoma gerekebilir.
Divertiküler Hastalık ve Divertikülit →Aşağıdaki durumlarda beklemeden değerlendirme gerekir:
- Giderek artan veya şiddetli karın ağrısı
- Karında sertleşme veya belirgin şişlik
- Yüksek ateş ve titreme
- Sürekli kusma veya sıvı alamama
- Gaz ve dışkı çıkaramama
- Fazla miktarda makattan kanama
- Baş dönmesi, bayılma hissi veya çarpıntı
- Genel durumun hızla bozulması
Hafif yakınmalar, dışkının yumuşatılması, lifli beslenme ve ıkınmanın azaltılmasıyla gerileyebilir. Ancak hemoroid dokusu tamamen ortadan kalkmayabilir ve belirtiler zaman zaman tekrarlayabilir.
Kanama sürüyorsa, şişlik büyüyorsa veya günlük yaşam etkileniyorsa hekim değerlendirmesi gerekir.
Hemoroid (Basur) →Hayır. Hemoroid kansere dönüşmez. Ancak hemoroid ile kalın bağırsak ve rektum kanserleri bazen benzer şekilde makattan kanamaya neden olabilir. Bu nedenle kanamanın hemoroide bağlı olduğu muayene edilmeden varsayılmamalıdır.
Hemoroid (Basur) →Hemoroidektomi sonrasında özellikle ilk günlerde ağrı olabilir. Günümüzde uygun ağrı kesiciler, dışkı yumuşatıcı ilaçlar, ılık oturma banyoları ve düzenli takip sayesinde bu dönem daha rahat geçirilebilir.
Ağrının şiddeti yapılan ameliyatın türüne ve kişisel özelliklere göre değişir. Ameliyatsız girişimlerde ağrı ve iyileşme süresi genellikle daha azdır.
Hemoroid (Basur) →Evet. Uygulanan tedaviden sonra hemoroid belirtileri yeniden ortaya çıkabilir. Tekrarlama olasılığı uygulanan yönteme ve kişinin dışkılama alışkanlıklarına göre değişir.
Kabızlığın önlenmesi, yeterli lif tüketilmesi, ıkınmaktan ve tuvalette uzun süre oturmaktan kaçınılması tekrarlama riskini azaltmaya yardımcı olur.
Hemoroid (Basur) →Gebelik sırasında hemoroid sık görülebilir. İlk yaklaşım genellikle lifli beslenme, uygun miktarda sıvı tüketimi, kabızlığın önlenmesi ve uzun süre ayakta kalmaktan ya da oturmaktan kaçınmaktır.
Gebelikte kullanılacak krem, fitil, ağrı kesici veya diğer ilaçlar için kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili hekimle görüşülmelidir. Yakınmaların önemli bir bölümü doğumdan sonra azalabilir. Şiddetli ağrı veya fazla kanama varsa değerlendirme geciktirilmemelidir.
Hemoroid (Basur) →Sebze, meyve, kuru baklagil, yulaf ve tam tahıllar gibi liften zengin besinler dışkının daha yumuşak olmasına yardımcı olabilir. Lif tüketimi kademeli artırılmalı ve sağlık durumu uygunsa yeterli sıvı alınmalıdır.
Tek bir yiyeceğin hemoroidi tamamen iyileştirmesi mümkün değildir. Amaç düzenli, kolay ve fazla ıkınmadan dışkılamayı sağlamaktır.
Hemoroid (Basur) →Ameliyatsız girişimlerden sonra çoğu hasta aynı gün veya ertesi gün günlük yaşamına dönebilir.
Cerrahi tedaviden sonra masa başı işe dönüş çoğunlukla 1–2 hafta, ağır fiziksel işlere dönüş ise yaklaşık 2–4 hafta sürebilir. Kesin süre uygulanan yönteme ve kişisel iyileşme hızına göre değişir.
Hemoroid (Basur) →- Lifli beslenin.
- Sağlık durumunuza uygun miktarda su için.
- Tuvalet ihtiyacınızı ertelemeyin.
- Dışkılama sırasında fazla ıkınmayın.
- Tuvalette gereğinden uzun süre oturmayın.
- Düzenli hareket edin.
- Kabızlık veya sık ishal sorununuz varsa tedavi için hekime başvurun.
Bu önlemler hemoroidin tekrarlama riskini azaltabilir; ancak tamamen ortadan kaldıracağını garanti etmez.
Hemoroid (Basur) →Hayır. Hemoroidde makat kanalındaki damar yastıkçıkları büyür ve dışarı sarkabilir. Rektal prolapsusta ise rektum duvarı aşağı doğru kayarak makattan çıkar. İki durum görünüm açısından karışabilir; kesin ayrım muayene ile yapılır.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Hayır. Rektal prolapsus kansere dönüşmez. Ancak kanama, kansızlık, dışkılama değişikliği veya kilo kaybı varsa farklı bağırsak hastalıklarını dışlamak için kolonoskopi gerekebilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Erişkinlerde tam kat rektal prolapsus kendiliğinden düzelmez. Kabızlığın ve ıkınmanın azaltılması şikâyetleri hafifletebilir ancak belirgin prolapsusun kalıcı tedavisi çoğunlukla ameliyattır.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Prolapsusun düzeltilmesi birçok hastada dışkı kontrolünü iyileştirir. Ancak anal kas veya sinir hasarı ileri düzeydeyse kaçırma tamamen düzelmeyebilir. Gerekirse ameliyat sonrasında ayrıca pelvik taban tedavisi uygulanabilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Her zaman değil. Kabızlık prolapsusa bağlıysa iyileşme görülebilir. Pelvik taban kaslarının uyumsuz çalışması veya bağırsak hareketlerinin yavaş olması gibi başka nedenler varsa kabızlık devam edebilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Hayır. Prolapsusun tipi, kabızlık, önceki ameliyatlar, eşlik eden pelvik taban sorunları ve yama kullanımına özgü riskler değerlendirilerek karar verilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Planlı rektal prolapsus ameliyatlarının büyük çoğunluğunda stoma, yani torba gerekmez. Bağırsak bağlantısıyla ilgili ciddi bir sorun veya çok özel bir cerrahi durum gelişirse nadiren geçici stoma gerekebilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Sarkan doku içeri girmiyor, giderek şişiyor, koyu mor veya siyah renk alıyor, şiddetli ağrı ya da yoğun kanama yapıyorsa acil servise başvurulmalıdır. Bu durum dokunun kanlanmasının bozulduğunu gösterebilir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Hafif günlük aktivitelere çoğu hastada kısa sürede başlanabilir. İşe dönüş çoğunlukla 2–4 hafta arasında değişir. Ağır kaldırma ve yoğun egzersiz için hekiminizin önerdiği süre beklenmelidir.
Rektal Prolapsus (Bağırsak Sarkması) →Fistüllerin büyük çoğunluğu kansere dönüşmez. Ancak çok uzun süredir devam eden, görünümü değişen, sertleşen, kanaması artan veya tedaviye rağmen iyileşmeyen fistüller yeniden değerlendirilmelidir. Özellikle uzun süreli Crohn hastalığında çok nadir görülen tümör olasılığı için biyopsi gerekebilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Hayır. Kriptoglandüler perianal fistül kişiden kişiye bulaşmaz. Genellikle kişisel temizlik eksikliğinden kaynaklanmaz.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Hayır. Perianal fistül anal kanalın içi ile makat çevresindeki cilt arasında oluşur. Kıl dönmesi ise çoğunlukla kuyruk sokumunda, kalçaların arasındaki cilt ve cilt altı dokusunda gelişir.
Makat çevresine yakın yerleşen kıl dönmesi nadiren fistülle karışabilir. Ayrım muayene ve gerektiğinde MR ile yapılır.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Hayır. Anal fissür, makat kanalında oluşan çatlak veya yaradır. Fistül ise anal kanal ile cilt arasında gelişen tüneldir. Fissürde özellikle dışkılama sırasında keskin ağrı; fistülde ise tekrarlayan şişlik ve akıntı daha ön plandadır.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Kriptoglandüler fistüllerin çoğu kendiliğinden kalıcı olarak kapanmaz. Dış ağız geçici olarak kapanabilir ancak içeride kalan kanal yeniden apse oluşturabilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Genellikle hayır. Antibiyotik aktif enfeksiyonun kontrolüne yardımcı olabilir ancak oluşmuş fistül kanalını çoğu zaman ortadan kaldırmaz. Apse varsa temel tedavi drenajdır; fistül için ayrıca uygun cerrahi plan gerekir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Bu, fistülün tipine ve uygulanan yönteme bağlıdır. Basit ve alçak fistülde kanal açılırken kasın çok küçük bir bölümü etkilenebilir. Yüksek ve kompleks fistüllerde dışkı kontrolünü korumak amacıyla seton, LIFT veya ilerletme flebi gibi kas koruyucu yöntemler tercih edilebilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Bütün hastalar için tek bir en iyi yöntem yoktur. Basit fistüllerde fistülotomi yüksek iyileşme sağlayabilirken kompleks fistüllerde aynı işlem dışkı kontrolü açısından riskli olabilir. En uygun yöntem fistülün MR ve muayene bulgularına, anal kaslarla ilişkisine ve hastanın özelliklerine göre seçilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Hayır. Lazer anal kasları koruyan ve yara boyutunu azaltabilen bir yöntemdir; ancak her fistüle uygun değildir ve tekrarlama görülebilir. Uzun dönem sonuçlara ilişkin kanıtlar klasik yöntemlere göre daha sınırlıdır [1,3].
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Hayır. Seton genellikle enfeksiyonun güvenli biçimde boşalmasını sağlamak ve anal kasları korumak amacıyla kullanılır. Kompleks fistüllerde aşamalı tedavinin planlı bir parçası olabilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Çoğu hasta setonla yürüyebilir, çalışabilir ve günlük yaşamını sürdürebilir. Bir miktar akıntı olabilir; ince bir ped kullanmak gerekebilir. Ağrının veya şişliğin artması durumunda hekime başvurulmalıdır.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Risk fistülün anal kaslarla ilişkisine, uygulanan yönteme, daha önceki ameliyatlara ve ameliyat öncesindeki kas işlevine göre değişir. Gaz tutmada zorlanmadan daha belirgin dışkı kaçırmaya kadar farklı sorunlar görülebilir. Uygun görüntüleme, doğru yöntem seçimi ve kas koruyucu tedaviler bu riski azaltmayı amaçlar.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Tekrarlama şu nedenlerle ilişkili olabilir:
- Fark edilmeyen yan kanal veya apse
- İç ağzın kontrol edilememesi
- Kompleks ya da at nalı fistül
- Crohn hastalığı
- Yara iyileşmesini bozan hastalıklar
- Daha önce geçirilen fistül ameliyatları
Tekrarlayan fistülde yeni bir girişimden önce pelvik MR ile değerlendirme gerekebilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Kriptoglandüler perianal fistüllerin neredeyse tamamında stoma, yani torba gerekmez. Çok ağır, tedaviye dirençli Crohn hastalığında veya hayatı tehdit eden yaygın enfeksiyon gibi özel durumlarda nadiren geçici stoma düşünülebilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Aşağıdaki belirtilerde beklemeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır:
- Makat çevresinde hızla artan ağrı ve şişlik
- Yüksek ateş veya titreme
- Ciltte yayılan kızarıklık
- Şiddetli halsizlik
- İdrar yapamama
- Kontrolsüz diyabet veya bağışıklık sistemi baskılanmasıyla birlikte makat ağrısı
- Akıntı aniden kesildikten sonra ağrılı şişlik gelişmesi
Bu belirtiler yeni veya boşaltılması gereken bir apseyi düşündürebilir.
Perianal Fistül (Makat Fistülü) →Şikâyet yapmayan küçük sinüsler uzun süre sessiz kalabilir. Ancak oluşmuş olan cilt altı kanalının tamamen kendiliğinden kaybolması beklenmez.
Ağrı, akıntı veya tekrarlayan apse varsa tedavi gerekebilir. Hiçbir yakınması olmayan hastalarda ise hekim değerlendirmesiyle takip tercih edilebilir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Hayır. Şikâyet yapmayan hastalık izlenebilir. Sınırlı hastalıkta kıl kontrolü, fenol, küçük sinüs deliklerinin çıkarılması veya endoskopik yöntemler uygulanabilir.
Yaygın, karmaşık veya tekrarlayan hastalıkta daha kapsamlı cerrahi gerekebilir. Tedavi hastalığın görünümüne göre kişiye özel seçilir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Antibiyotik cilt çevresindeki enfeksiyonu azaltabilir; ancak oluşmuş bir apsenin içindeki iltihabı veya sinüs kanallarını tek başına ortadan kaldırmaz.
Apse varsa temel tedavi genellikle iltihabın cerrahi olarak boşaltılmasıdır. Antibiyotik gerekip gerekmediğine hekim karar verir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Sınırlı ve apse bulunmayan hastalıkta fenol, küçük sinüs girişlerinin temizlenmesi veya endoskopik yöntemler gibi seçenekler uygulanabilir. Ancak bu yöntemler her hasta için uygun değildir ve bazı hastalarda işlemin tekrarlanması gerekebilir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Lazer epilasyon, bölgedeki kılları azaltarak tedaviye destek olabilir ve uygun hastalarda tekrarlama riskini düşürebilir [4].
Ancak aktif apseyi boşaltmaz ve yaygın sinüs kanallarını tek başına ortadan kaldırmaz. Bu nedenle temel tedavinin yerine değil, hastalığın durumuna göre tedavinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Evet. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın hastalığın tekrarlama olasılığı vardır. Bu olasılık hastalığın yaygınlığına, uygulanan yönteme, yara yerleşimine, kıl yapısına ve takip süresine göre değişir.
Orta hat dışı kapatma teknikleri, uygun bölge bakımı, kilo kontrolü ve seçilmiş hastalarda lazer epilasyon tekrarlama riskini azaltmaya yardımcı olabilir [1,3,4].
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Çoğu hasta, ağrısının izin verdiği ölçüde kısa sürelerle oturabilir. Ancak uzun süre hareketsiz oturmak rahatsızlığı artırabilir.
Oturma kısıtlaması uygulanan yönteme göre değişir. Cerrahınızın önerisine uygun hareket etmek ve belirli aralıklarla ayağa kalkmak en doğru yaklaşımdır.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Duş zamanı, yaranın açık veya kapalı olmasına ve kullanılan pansumana göre değişir. Bazı hastalar ilk günlerden itibaren duş alabilirken bazı hastalarda yaranın kısa süre korunması gerekebilir.
Yara üzerine kese, sert lif veya tahriş edici ürün uygulanmamalıdır. Size özel duş ve pansuman önerisine uyulmalıdır.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Az girişimsel işlemlerden sonra günlük yaşama dönüş çoğunlukla birkaç gün içindedir. Dikişle kapatılan ameliyatlardan sonra masa başı işe veya okula dönüş genellikle 1–3 hafta sürebilir.
Ağır işlere, bisiklete, yoğun spora ve yüzmeye dönüş için yaranın durumu değerlendirilmelidir. Kesin süre uygulanan yönteme ve kişisel iyileşme hızına göre belirlenir.
Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) →Ağrının azalması hastalığın kesin olarak geçtiği anlamına gelmez. Apendiks delindiğinde ağrının şekli veya yeri geçici olarak değişebilir ve ardından daha yaygın karın ağrısı gelişebilir. Birkaç saat içinde artan veya sağ alt karına yerleşen ağrı tıbbi değerlendirme gerektirir.
Apandisit →Uygun ağrı tedavisinin apandisit tanısının konulmasını engellediğine ilişkin güçlü bir kanıt yoktur; acil serviste ağrının kontrol edilmesi geciktirilmemelidir. Ancak kişi ağrı kesici alarak muayeneyi ertelememeli, kendi kendine antibiyotik başlamamalı ve nedeni bilinmeyen şiddetli karın ağrısında laksatif veya lavman kullanmamalıdır.
Apandisit →Ameliyat veya sedasyon gerekebileceği için sağlık kuruluşuna başvuru sırasında bir süre aç kalmanız istenebilir. Şiddetli karın ağrınız varsa yemek yemeden önce acil sağlık ekibinin önerisini almanız daha güvenlidir. Susuzluk, diyabet veya başka bir hastalık varsa bunu sağlık görevlilerine bildirin.
Apandisit →Hayır. Komplikasyonsuz ve genel durumu dengeli hastalarda ameliyat ilk 24 saat içinde planlanabilir. Seçilmiş bazı hastalarda antibiyotik tedavisi de konuşulabilir. Ancak delinme, yaygın enfeksiyon veya genel durum bozukluğu varsa acil cerrahi müdahale gerekebilir.
Apandisit →Ameliyat, apandisiti ortadan kaldıran kesin tedavidir ve tekrarlama riskini büyük ölçüde önler. Antibiyotik tedavisi ise yalnızca uygun seçilmiş komplikasyonsuz hastalarda bir seçenek olabilir. Apendikolit, delinme, apse veya tümör şüphesi varsa tedavi seçimi değişir. Karar, görüntüleme sonuçları ve kişisel tercihler birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
Apandisit →Çocuklarda da seçilmiş komplikasyonsuz olgularda antibiyotik tedavisi araştırılmıştır. Ancak hasta seçimi dikkatle yapılmalı; apendikolit, delinme veya apse bulunmamalıdır. Çocuklarda laparoskopik apendektomi hâlen yerleşik ve kesin tedavidir. Karar çocuk cerrahisi ekibi tarafından verilmelidir.
Apandisit →Gebelikte apandisit tanısı geciktirilmemelidir. İlk görüntüleme yöntemi genellikle ultrason, sonuç yeterli değilse MR’dır. Tanı doğrulandığında ameliyat çoğunlukla standart tedavidir ve gebeliğin herhangi bir döneminde gerekli cerrahi uygulanabilir. Tedaviyi ertelemek anne ve bebek açısından daha büyük risk oluşturabilir.
Apandisit →Apendiksin bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı işlevleri bulunmakla birlikte, çıkarılmasından sonra sindirim veya bağışıklık sisteminde bilinen önemli bir eksiklik gelişmez. Hastalar apendektomiden sonra normal yaşamlarına devam edebilir.
Apandisit →Apendiks tamamen çıkarıldığında apandisitin tekrarlaması beklenmez. Çok nadiren geride kalan apendiks bölümünde “güdük apandisiti” gelişebilir. Ameliyat yıllar önce yapılmış olsa bile yeni başlayan şiddetli sağ alt karın ağrısı değerlendirilmelidir.
Apandisit →Komplikasyonsuz kapalı ameliyattan sonra masa başı işlere dönüş çoğu hastada 1–2 hafta içinde mümkün olabilir. Ağır bedensel işlerde, açık ameliyatta veya delinmiş apandisitte daha uzun süre gerekebilir. Kesin zamanlama ameliyat bulgularına ve kişisel iyileşme hızına göre belirlenir.
Apandisit →Hayır. Rektosel kanser değildir ve kansere dönüşmez. Ancak dışkılama değişikliği, kanama, kansızlık veya kilo kaybı varsa farklı bağırsak hastalıklarının dışlanması gerekir.
Rektosel →Hayır. Rektoselde rektumun ön duvarı vajinaya doğru keseleşir. Rektal prolapsusta ise rektum aşağı doğru kayar ve bazen makattan dışarı çıkar. İki durum aynı hastada birlikte görülebilir.
Rektosel →Anatomik rektosel tamamen kaybolmayabilir. Ancak bağırsak düzenlemesi ve pelvik taban tedavisiyle şikâyetler önemli ölçüde azalabilir. Belirti vermeyen rektoselin tedavi edilmesi gerekmez.
Rektosel →Hayır. Hastaların çoğunda önce ameliyatsız tedaviler uygulanır. Ameliyat yalnızca belirgin ve tedaviye dirençli yakınmaları bulunan, uygun seçilmiş hastalarda düşünülür.
Rektosel →Hayır. Büyük bir rektosel az belirti verebilir; daha küçük bir rektosel dışkılamayı etkileyebilir. Karar şikâyetlere, muayeneye ve rektoselin dışkılama sırasında boşalıp boşalmadığına göre verilir.
Rektosel →Vajinanın arka duvarına veya perineye destek verildiğinde dışkılamanın kolaylaşması rektoseli düşündürebilir. Ancak iç rektal prolapsus ve pelvik taban kaslarının uyumsuz çalışması da aynı belirtiye yol açabilir.
Rektosel →Pelvik taban fizyoterapisi rektoselin anatomik olarak tamamen kaybolmasını sağlamayabilir. Ancak kasların doğru kullanılmasını öğreterek ıkınmayı, dışkılama güçlüğünü ve bazı pelvik taban yakınmalarını azaltabilir.
Rektosel →Bazı hastalarda vajinal dolgunluk, baskı veya ilişki sırasında rahatsızlık görülebilir. Cerrahi tedavi sonrasında da geçici hassasiyet veya nadiren ağrılı ilişki gelişebilir. Bu yakınmalar tedavi planlanırken hekimle açıkça konuşulmalıdır.
Rektosel →Çoğu standart vajinal rektosel onarımında hastanın kendi dokuları kullanılır. Yama ancak seçilmiş durumlarda ve farklı pelvik taban ameliyatlarının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Yama kullanılacaksa yararları ve kendine özgü riskleri ayrıntılı şekilde konuşulmalıdır.
Rektosel →Rektosel ameliyatlarının büyük çoğunluğunda stoma, yani torba gerekmez. Bağırsakla ilgili ciddi bir komplikasyon gelişmesi veya çok özel bir cerrahi durum bulunması hâlinde son derece nadir olarak gerekebilir.
Rektosel →Hafif günlük aktivitelere kısa sürede başlanabilir. Masa başı işe dönüş çoğunlukla 2–4 hafta içinde mümkün olabilir. Ağır kaldırma, egzersiz ve cinsel ilişki için hekiminizin belirlediği süre beklenmelidir.
Rektosel →Sonuç bulunamadı. Farklı bir kelime deneyin.
Bu cevaplar genel bilgilendirme amaçlıdır; kişiye özel tıbbi tavsiye yerine geçmez. Tanı ve tedavi kararı muayene sonrasında verilir.
Sorunuz listede yok mu?
Tüm sorularınızı muayene sırasında sorabilirsiniz. Hasta kabulü Perşembe günleri yapılır.